18 Şubat 2014 Salı

"Düşüşüm Jenna Style [En küfürlü bölümüm ;)]

O  Tamam, Awkward dizisini bilen var mı? Çünkü resmen bir Jenna Hamilton Düşüşü yaşıyorum. İ-M-D-A-T!!

  Hayatımda hiçbir şeyin normale gitmediği bir zamandayız ve yapabileceğim hiçbir şey YOK!

  Her şey yalancı Hande'nin gerçeklerini öğrenmemle başladı. 

Tamam, hatırlayalım; Hande hoca beni neden Fransa'ya götürmemişti? Çünkü eski öğrencilerinden değildim, beni tanımıyordu ve tam güvenemiyordu. Tamam bunu kabul ediyorum. Ama bilin bakalım o ne yapıyor? Tanımadığı birini götürüyor!
5. Sınıfa kadar birlikte okuduğum Nurberat diye bir kız vardı. Onu severdim ama her şeyde beni geçmesine üzülürdüm. Birlikte şarkılar da yazıyorduk hem. Sonra, 6. Sınıfta yeni geldiğimiz okula geldi. Ben ise diğer okulda devam ettim. Dün, artık neredeyse mekanımız olan kızlar tuvaletinde takılıyorduk, Zeynep ve ben. Nurberat ve arkadaşları da arada burada takılıyor. Onlarla karşılaşınca Fransa olayından konuşmaya başladılar. Ben bir yerlerde başka ailelerde kalacaklar sanıyordum, bu da gitmek istemememin nedenlerinden biriydi. Ama tabi ki hiçbirimiz ilk gün Paris'te ve bir otelde kalacaklarını bilmiyorduk!
  Bakın, kıskanıyor gibi görünüyor olabilirim, ki kıskanıyorum da, ama şimdi söyleyeceklerimin bununla bir ilgisi yok, tamam mı?
  Ben eskiden de daha akıcı konuşurdum. Eskiden de en iyi tek dersim İngilizce'ydi. Yani... Lanet olsun! Onu geçebildiğim tek derste de beni geçti mi yani? Of sikeyim! Üstelik Zeynep bile söylüyor, ondan bile iyi konuşuyormuşum ben. Bu durumda, Nurberat'ın bayağı -üstüne basa basa bayağı demek istiyorum yani- iyi olması gerekir. Hem Hande hocayı etkilemek, hem de bizden daha iyi konuşabilmek için.
  Fakat bir problem var, ondan nefret edemem. O da hayranlarımdan biri oldu! Yani bir Izzear daha katıldı sevgili fanlarıma! Wattpad hesabımı bulmuş ve 2 kitabımı da okumuş. Hatta öyle güzellik olsun diye gelişi güzel şekilde 'Harika şekilde yazmışsın!' da demiyor, neredeyse her ayrıntıyı hatırlıyor mübarek. Hatta bu kadar erken bitirme falan da diyor.
  Ve hala neden Hande'nin beni götürmediğini anlayamıyorum, kendi sınıfında (Övünme için özür dilemeliyim şimdiden sanırım.) böyle bir deha varken neden gidip bambaşka bir sınıftan bir kızı seçersin ki?!

  Evde kimse yoktu, dedem gelene kadar Nurcan'la oyalandım. Eve gelince biraz ağladım. Bunda, bir önceki gün Friends'i ilk kez bitirmiş olmam ve 'bir bölüm daha var' diyerek Final bölümünü izlemiş olmamın da etkisi var. Ama böyle bir final olamazdı, olmamalıydı! *SPOİLER!* Daha Monica ve Chandler'ın bebekleriyle yeni evlerini, Rachel ve Ross'ın düğününü, Mike ve Phoebe'nin bebeklerini, Joey'nin ise ördek ve civcivle yaşamını görecektim! Bunu da sikeyim!

  Daha sonra gitarımı hazırladım ve gitar kursu için yola koyuldum. Geç kalıyordum zaten. 5 dakika gecikmeyle yetiştim ve sınıfa girdim. Bomboştu. Kimse yoktu, öğretmen bile. Sanırım bu durumda özellikle öğretmen yoktu demem gerek. Yukarıya çıkmadan önce orada çalışan Galip Abi'ye annemin nerede olduğunu sordum. O da oraya İspanyolca kursu için gidiyor. Ben de dersten çıkıp onun yanına gidiyorum normalde. "Yukarıda da, sen niye gitarını getirdin ki?" dedi.

  "Gitar dersim vardı ama hocayı falan göremedim." dedim.

  "Canım, hocanızın tayini çıktı, herkese mesaj atmışlardı ama seni unutmuşlar galiba." dedi. Ben de başımı hem 'tamam', hem de 'teşekkürler' der anlamda sallayıp yukarı çıktım, çıkarken de annemi aradım. Kontörüm bitmişti! Bir bu kalmıştı zaten, bunu da sikeceklerimin arasına koyayım ben.
  Annemle karşılaşınca ona hocanın gittiğini söyledim. Sonra da kadıncağızı dersinden alıkoymaya aldırmayarak Fransa olayını anlattım. Yarım saat sonra ara vereceklerinden ben de sınıfa girdim onunla.

  Araya gelince aşağı indik. Merak etmeyin, en ağır koyanı sona sakladım. Annem aşağıda çay içerken konuşmaya başladı. "Bu gün dershaneye gittim." dediğinde başımı sallayıp gülümsedim.  Para ödemesi, öğretmen görüşmesi gibi basit ve iyi şeyler için gittiğini zannediyordum ama. Yani, kimin aklına dönem başlamadan önce yapılan sınavdan bahsettiği gelebilirdi ki. Benim değil, tamam mı?!?!
  "Öğretmenlerinle konuştum ve... Alt sınıftakiler çok çabalayıp, çalışıp sizi geçmişler. Rotinda ile sen düşmüşsünüz."
  Anasını sikeyim dershanenin! diye düşündüm. Bunu... Bunu bana nasıl yapabilirlerdi?! Hepsi o  ağzına ettiğim matematik ve fen yüzündendi!
  Manyak gibi ağlamaya başladım. "Anne sen ne diyorsun? Bana böyle bir anda, böyle bir günde mi söylüyorsun bunu? Dershanede öğrenebilirdim yarın, bana bunu yapmana gerek yoktu!" diye cırladım, annemse beni sakinleştirmeye çalışıyordu.

  "Kızım dur. Bak, belki bu bir işarettir. Bu sınavda olmasa lise sınavında çıkardı. Ben konuştum hocalarınla, bazen okuldan hemen sonra gidersin ders başlayana kadar orada test çözersin, bilemediklerini gider hocalarına sorarsın, ders aldırırız olmazsa." He anne biz de para sıçıyorduk zaten! 

  "Anne olmaz. Gitmiyorum ben oraya. Almıyorum ders filan. Bu kadar, tamam mı? Ben eve gitmek istiyorum tamam mı?" diye bağırıp ağlamaya devam ettim. Annem yüzümü ellerinin arasına aldı.

  "Şimdi gitme istersen aşkım, biraz sakin ol. Gel, 1 saat sonra bitiyor zaten kurs. Sen de kitap okursun. Kitap alalım mı sana?" Annem her zamanki gibi bana neyin işe yarayacağını biliyordu. Bunun üzerine kitapçıya gittik ve Rachel Gibson'ın 'İlişki Durumu: Karmaşık' adlı kitabını aldık. Birazcık sapıklık varmış ama kimin umurunda! 2 güne biter zaten, annemin de dediği gibi, sadece kafamı dağıtmak için. 
  Yazık oldu ama kadına! Ben 2 saat kitap seçerken o dersine geç kaldı.

Bu gün okula fen dersinde bir öğretmen geldi ve askeri liseye gitmek isteyen olup olmadığını sordu. Birkaç kişi parmak kaldırdı ve öğretmen bir gezi olacağını, liselerden birkaçını erken gezdireceklerini söyledi. O anda hatırladım: Seneye bitiyor lan. Liseye geçeceğiz!
  Hoca, tanıtımın istediğim lisede olduğunu söyleyince böyle bir kalbim durdu bir şey oldum ama bir şey yapamadım tabi. Ben de Güzel Sanatlar Lisesi'ne geziye gitmeye karar verdim. Zeynep'le adlarımızı yazdırdık!

Peki, şimdilik  bu kadar. Eğer toparlanabilirsem bir daha ki bölüme görüşürüz!

1 Şubat 2014 Cumartesi

"Bad Girl'lerin Kaçamağı"

Ojelerim nihayet kuruduğuna göre başlayabilirim sanırım.

Okuldan kaçmak normal biri için normal, sıradan bir şey olabilir. Ama benim gibi bir inek için bu bambaşka bir şeydi. Üstelik okula bile girmemiştim sayılır. Yani, Nilay girip kimse görmeden çıkmış ve buluşmuştu bizimle. Bu da kaçmak sayılır, tamam mı?! Annem bilse bile.

Anneannemlere çaktırmadım, bari onlar bilmesin diye. Ama sabah garip bir şey olmuştu, gece birlikte yattığım 1D saatini sabah masada bulmuştum. Yolda giderken onu takmaya çalışıyordum ama bu pek kolay değildi. Elimi cebime soktum ve kapıda 3'ümüz buluştuk. Her zamanki tayfa; Nurcan, Nilay ve ben tabi ki. Kimseye çaktırmadan ilerliyorduk. Nilay'la kapıda buluşacaktık ama il önce onu bulamadık. Kapıda bekleyelim dedik, ama Selçuk hocanın geldiğini gördüm. Selçuk hoca kim mi? Öğrencilerine kızınca küfredip pezevenk diyen değişik tarzda ürkütücü bir beden hocası, bizim hocamız. Adamı görünce kırtasiye yönüne kaçtık Nurcan'la. Nilay'ı arayalım dedik, o da imkansız. Kız avea'lı ben Turkcell'li. Bende de kontör 0. İlyas'ı arayalım dedim, o da avealı ya. Tabi benim gerizekalı aklım şunu sonradan bastı ki, Nilay'ı arayamıyorsam İlyas'ı nasıl arayacağım?

İkimiz de İlyas hakkında düşünürken o kapıda belirdi. Nurcan'la aynı anda "İlyas!" diye bağırdık ve onu -kimeyse artık- işaret ettik. Herkes duydu bir o duymadı! Neyse ki Nilay kapıdan sıvıştı ve planladığımız şekilde hareket etmeye başladık. İl önce Etli börek yemeye gittik kahvaltı olarak. Bunun nedeni ise Nilay'ın favori yemeği olması ve arkadaşlı yemeğimiz olarak seçilmesi. İşte mal olunca arkadaş çevren de öyle oluyor mecburen.

Etli börekten sonra baktık yapacak bir şey yok. Sabah daha 10:30 falan. Aslında börekçiden 9:30 gibi çıktık ta 1 saat dolaştık öyle, dükkanlara bakındık. Ben de sonunda durunca dedim ki; "Hadi Kozzy'ye gidelim lan."

Bunlar itiraza başlayınca Nurcan'ı ikna edersem Nilay'ın da ikna olabileceğini düşündüm. Veeee, tabi ki oldu! Yol boyunca heyecanımızdan konuştuk ama ben bir ara yolu unuttum. Minibüsteydik, nereye döneceğimizi bilmiyordum ve adama sormaya da çekiniyordum. Nurcan'a sordurttum, adam hemen önünde olduğumuzu, yukarı çıkarsak gidebileceğimizi söyledi. Adam da ne yalan atmıştı ama! 2 metre yürümüşüzdür belki.

Yemek yedik, -tabi ki- sinemaya giremedik, LC Waikiki'ye girip -sadece ben olsam da ezik durmamak için hepimizmiş gibi yazacağım- acayip tatlı kıyafetler denedik, hayran olduk ve alamadık. Ha, bir de 1D çantalaarı gördük ama orjinal olmadığı için biraz sahte durmuş, tavsiye etmem yani ;) (Bir 1D çantası 9.99 TL'ye satılır mı?! Biliyorum reklam gibi oldu ama maalesef bana bunun için para vermediler :/)

Hele Toyzshop'ta bir köpek vardı, Zeynep'le küs olduğum sıralar Nurcan'la bir anısı diye anlatıp dururlardı onu, ben de sinir olurdum. O köpeği bulup sevdik. Özelliği ne, biliyor musunuz? KÖPEK BİR MANYAK!! Başını manyak gibi okşarsanız o da gaza gelip deliriyor! :D

Nurcan da ilk defa Doughnut yesin diye Krispy Kreme'ye uğrayıp doughnut almayı unutmadık. O 2, ben de kıskanınca 1 tane alıp paramı harcadım. Geri dönünce de okulun oradaki Burger'a gittik. Geri giderken Nurcan açık Chinise Express'ten Nilay'a çubuk çaldı! Şu yemek çubukları var ya, onlardan çok istiyormuş Nilay, o da yavaşça yürürken eline alıp koştu mal. Cebine saklamayı da akıl edemedi tabi. Manyak ya, yerim ben onu.

Burger'a gittik falan, Zeynep aradı. Ben buna tripliydim, toplantısı olmasa da bizimle gelmemişti çünkü. OKula gelmemizi, kapının açık olduğunu söyledi ama ben tribimden onu dinlemedim. Sonra Erdem aradı. Kozzy'de karşılaşmıştık. Onlar kaçıp girmiş ve biraz önce yine kaçmışlardı. Onlarla buluş öğretmenlerin yanından içeri sızdık. Sonra eğlence olsun diye arka duvardan atlayalım, dedik, beden dersiydi ne de olsa. Amaaaaaaaaaa, o kadar da.... Öyle biri değilim işte. Öyle biri. Atlayamadım, teşekkürler göt korkusu!

Zeynep'e Krispy Kreme torbasını gösterip hava atmak istedik ama Nurcan ve Nilay ikilisi bizi bir araya getirmeye takmışlardı bir kere. Ertesi gün, önceden yani küsmeden önce konuştuğumuz gibi bana oje sürebilmek için mavi-yeşil arası o renkten - ona ne dendiğini hep unuturum, eflatun muydu? Yoksa çok mu atıyorum? :D - bir Mat Oje almıştı. Bana sürünce barıştık. Aynı zamanda 4'ümüz çikolata sözü de verdik, Zeynep o gün bize ayrı ayrı çikolatalar getirmişti. Bu da demek oluyor ki.... 3 tane çikolata almak zorundayım! Lanet olsun dostum!

Okulun son gününde bize rastgele gelen bir kadın öğretmenle hafiften tartıştım. Kadın telefon dışında her şeyi yapabilirsiniz dedi, sonra kendisi 1-2 kişiyle konuşmaya başladı. Zeynep ve ben de öyle takılıyorduk ve ben ezik, eski model, küçücük ekranlı iPod'um ile takılınca "Ben burda konuşuyorum değil mi?" edasıyla bana laf koymaya çalıştı. Ben de dedim ki; "Hocam siz telefon yok dediniz. iPod için bir şey demedinz." Oh göt oldu! Sanki bir daha onu görecekmişim gibi!

Okul çıkışında Burger'a gidip milkshake almamız, alırken "Üstün Başarı Belge"mi Zeynep'in "Başarı Belgesi"yle karıştırmam -ki hayatımda hiç teşekkür almadığım için bu bana büyük hakaret sayılır!, Takdir belgemi yolda düşürüp sonra Nurcan'la bulmam, bir ara bana Zeynep'le çok takılıyor muşum diye bana Nurcan&Nilay'ın trip atması ama benim ağlamayla gönüllerini almam falan dışında pek bir şey olmadı aslında sonrasında.

İlk dönem kendime söz vermiştim. 1. Dönem Efe beni fark etmezse eğer, 2. Dönem kendimi fark ettireceğim. diye. Ve yapacağım. Evet, planladığım Summer Changing'imi Winter Changing'ime dönüştürme zamanı. Yani Kendimi Değiştirme Zamanı. 15 gün içerisinde, kendimi bulacağım.

Tamam, belki okulu son gün asmış olabiliriz ama "Onlar okulda ders işliyor biz burada eğleniyoruz" düşüncesi de ayrı bir tatlı yani. Ki ders de işlemiyorlardı ya. En azından orada oturup sıkılıyorlardı. Evet doğru! Biz artık birer BAD GİRL'üz!!

İşte bu da benim değişmeden önceki son yazımdı, umarım.