30 Aralık 2013 Pazartesi

"Sana Kek Yaptım!"

  Sarılmak, insanlara umut verir. Umut, mutluluk, yaşama sevinci, sevgi. Ömrünüzü uzatır. Ölüm korkusundan sizi koruyacak tek şey olur bazen. Bu yüzden bol bol sarılmak iyidir. Yani benim durumumdaysanız. 

  Burak. Bana. Gün. Boyu. Sarıldı! O kadar olay olduk ki, arkamda oturan, sınıfın gevezesi olarak tabir edebileceğim Hakan'ın ünlü sözlerini duyduk. "Gerdek ne zaman?" Bu çok utanç vericiydi! Yanında da matematik dersinin boşluğundan yararlanarak oraya oturmuş Hasan vardı. Hasan, genellikle kızlara dayayan bir abazadır. Her türlü sapıklığı yapar. Derste porno izler, kızların kalçalarına vurur, gider sebepsiz yere öper, yerel bir sapıktır yani. Maalesef ben de son 2 maddenin kurbanıyım! Bir de öküzdür, kızın biri ona hafifçe vursa bile o da hayvan gibi oturtturur. 
  Bu gün, son 2 ders boştu. Matematik öğretmeni, benim tabirimle Azimişko, gelmemişti! Büyük bir şoktu bu! Psikopatın tekidir ya zaten, gelmesine gerek yoktu. Herkes öğretmen gelmeyeceği için çılgın çılgın şeyler yaptı, kimi Harlem Shake yaptı -ne  kadar modası geçmiş olsa da-, kimi erkekler birbirlerine resmen tecavüz ettiler. Biz ise dördümüz masamızda oturmuş takılıyorduk. Burak ise öğlen teneffüsünden beri yanımızdan ayrılmıyordu. Kolunu omzuma atıyordu, hatta hiç ayırmıyordu neredeyse. Arada bir de nedensiz yere sarılıyorduk öyle. Boş ders başlayınca bize bir öğretmen atadılar, zaten o da takıldı kafasına göre. Bizi rahat bıraktı ama biraz da cırladı tabi. Neyse, kimse takmıyordu ki. Hasan bir anda parmaklarını sırtımda gezindirmeye başladı. Gözlerimi artık refleks olarak kocaman açıp arkamı döndüm. "Hasan ne yapıyorsun?" diye fısıldadım. Yüzünde yine muzip bir gülümseme belirdi. 

  "Bu ne?" derken sırıtması genişledi. Askımı elliyordu resmen! Elini ittim. 

  "Sana ne!" deyip önümü dönecekken tekrar güldü.

  "Sutyen askısı mı bakayım?" Gözlerimi devirdim. Bu sırada Burak yanımıza gelerek resmi kurtarıcım oldu. Muhabbete ortak oldu. Bana sarılınca Nurcan ve Zeynep tuhaf tuhaf bakışlar atmaya başladılar. Onlara bu cumartesi olan İngilizce kursundan sonraki olayları anlatmıştım, bu yüzden biliyorlardı işte. Bu bakışları görünce Burak hemen çevirmeye çalıştı. "Gelin hep birlikte sarılalım, hem bu gün maçım var benim." dedi. Zeynep ve bana sarıldıktan sonra teneffüs zili çaldı ve gitti. Zeynep hemen bana dönüp elimi tuttu. 

  "Sana sarılma bahanesiyle resmen hepimize sarıldı!" 

  "Biliyorum!" dedim heyecanlı ses tonumla. Sonra Hasan tekrar omzuma dokununca oraya döndüm. "Ne var yine?" dedim bıkkın ses tonumla. 

  "Çıksanıza siz." dedi ve kaşlarıyla Burak'ı gösterdi. Başımı olumsuz anlamda salladım.Sonra o da yanımıza gelince tekrarladı hayvan. "Çıksanıza siz. Çok yakışırsınız he." Of Hasan, sus bir. Ben diyeceğim onu zaten, senin de karışmana gerek yoktu şimdi. 

  "Ne diyorsun oğlum?" dedi Burak. 

  "İki de bir sarılıp duruyorsun zaten kıza. Bir mıncıklamadığın kaldı zaten." dedi bir de. Hay Yarabbi! İçimden Sikeceğim şimdi... diye mırıldandım. Evet, evet. Küfür de ediyorum ben! O sırada Hakan ve Furkan -sınıfın cumhurbaşkanı dediğimiz göbekli şahıs- da tatlı sohbetimize katılıp Hasan'ı desteklediler. 

  "Hayır oğlum. Benim kankam o." dedi. Kafam karışmıştı. Beni seviyor muydu? Yoksa gerçekten kankası mıydım? Hemen Zeynep'i alıp en arka köşedeki camın oraya çekiştirdim. Ona, Burak'ın dediklerini sordum ve nasıl teklif edeceğimi gösterdim. Uygulamalı! Ama o da gerçekten çok hoş buldu teklifimi. Teklif şu şekilde olacak; Beni çarşamba günü okul tatil olunca Emre, ben ve o Dominos'a gittikten sonra eve bırakacak. Eve gelmeden önce 'Burak, dur!' diyeceğim. Sonra iyice yanına yaklaşıp elinin birini tutacağım. 'Beni eve bıraktığın için teşekkür ederim. Her kurstan sonra beni öyle bekliyorsun, güzel bir teşekkür edemedim. Sanırım şimdi edeceğim.' deyip ona yaklaşacağım ve yanağını öpeceğim. Sonrası mı? Kader belirleyecek. Nasıl ama? :)
  Yerime gittim, 2. boş ders ve aynı zamanda son ders başlamak üzereydi. Bu.nlar da sözleşmişler gibi derste zayıf noktamı bulup gıdıkladılar! Hasan ve Burak! Zaten çıkışta da telefonuyla oynayıp dolabın yanında duruyordu. Yanına gittim. Üstünü değiştirmişti. "Ee, şimdi bu gün maç mı var?" dedim. 

  "Evet." diye kısa cevap verince, "İyi şanslar," dedim. "Ne dedin? Bir daha söyle." dedi. 

  "İyi şanslar," derken sözümü böldü. "Ama sarılarak." diyerek gülümsedi. Ben de dediğini yaptım. Ondan hoşlanıyor muyum, hala emin değilim. Çünkü birinden hoşlanmak için, diğer hoşlantının bitmesi gerekir, değil mi? ama ben hala her çıkışta Efe'yi bekliyorum. Onu görünce dilim damağım kuruyor gibi hissediyorum. Ama o beni umursamıyor ya, o koyuyor ya insana. 

  Bu gün kek günüydü. Nurcan'la kek malzemelerimizi topladık ve bizim eve geldik. One Direction açtık ve tabi  ki soundtrack'de Sana Kek Yaptım - Nil Karaibrahimgil'i de unutmadık. Yarınki yılbaşı partisi içindi bunlar, ıslak çikolatalı kek yaptık. Ucundan, çikolatalı yerden de aldık azıcık tabi. Maşallah, elimize sağllık, çok güzel olmuştu. Günün geri kalanında birlikte takıldık ve o gidince de ailemle 'Kelebeğin Rüyası'nı izledik. Bayağı iyi bir filmdi, ama çok duygusaldı. Yaklaşık 20 dakikamı anneme sarılmış olarak geçirmiş olmam da cabası tabi. Gerçi bunu bir yalakalık olarak da görebilirsiniz, çünkü bu günkü sürpriz ortak sınavı bilmemek benim suçumdu! Ama ssh... Annem bunu bilmiyor henüz! 

  Şimdi ise, burada oturuyorum. Kahvemi yazarken dibine kadar bitirmiş, pencerenin önünde yataklarımın demirlerine ayaklarımı uzatarak uyumak üzere olsam da keyif çatıyorum. İyi geceler, çünkü yarın 2013'ün son günü!

28 Aralık 2013 Cumartesi

"Biraz da Aşk!"

Yine yenilmiştim. Büyük bir şeyler yapabileceğimi, bu yılın benim olabileceğini hayal etmiştim. Ve... şimdi neredeyim? Bu hayalleri kurmaya başladığım yatağımda. Üzgün bir surat ve solgun gözlerle ekrana bakıyorum! Dersler neden bu kadar ağır olmak zorunda? Ailem neden bir türlü mutlu olmuyor? Efe beni 8 seneden beri neden fark etmedi? Neden arkadaşlarım benden rahatsız? Babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi?

Ve en önemlisi; Neden yaşamak zorundayız? 

Tamam, yaşamayalım demek istemedim. Belkide sadece... İstediğimiz zaman gözlerimizi kapayıp dünyadan yok olabilmemizi sağlayan bir gücümüz olsaydı. Mesela utandığımız zaman? Ya da birileri yüzünden hayal kırıklığına uğradığımızda? İşte bu yüzden; hayatta zor olanı seçmek zorundasın. 

Size 5 yıldır, altını çizerek söylüyorum, yaklaşık 5 yıldır  platonik olduğum çocuktan bahsetmiş miydim? Adı Efe. Salağın teki! Hayır, hayır. Asıl 6. Sınıfta neredeyse bütün arkadaşlarımla çıktığı için sonunda bana ilgi duyacağını düşünen ben olduğum için, salak olan benim. Ona buradan yaptıkları için kocaman bir Lily Allen öneriyorum; Fuck you, fuck you, fuck you very much! 

Onunla aynı okula düştük, bir yıl aradan sonra belki bir şeyler olur diye umut etmiştim işte. Çünkü geçen yaz Facebook'ta konuşmuştuk ve bana 'Karpuz gibi tatlısın' imasında bir şeyler söylemişti işte. Ama şimdi görüyorum ki, onun kalbi hala bitches'larda. Özge olanında. Beni hayatım boyunca ezen gerizekalı, sıska, havalı olanında. 

Geçmişimde biraz üzücü anlar yaşadım. Özge, anaokuluna ilk gittiğimde hemen kaynaştığım bir kişiydi.O zamandan beridir hayatım biraz... Berbattı. Okula onun gölgesinde kalarak başlamıştım. Şişko biriydim. Ama eğlenceliydim, yani ben öyle sanıyordum. Winx'e çok özenen bir arkadaş grubumuz vardı. Ecem, Buse, Özge ve ben. 4 Melekler'dik. Sonrai beni dışlamaya başladılar. Beni gruplarına almıyorlardı. Çünkü çok gıcıkMIŞım ve herkesin önünne geçmeyi seviyorMUŞum (!). Asıl şeytanın o olduğunu görememelerine inanamıyordum. Sonra Ecem de, Buse de okuldan ayrıldı, ama biz 3'ümüz piano kursunda takılabiliyorduk. Onlara Özge'nin gerçek yüzünü anlatmaya çalışsam da, bunu pek faydası olmamıştı. Yine de, Ecem ile biraz daha yakın olmuştuk. Hep böyleydi, Özge Buse'yle ve ben de Ecem'leydim. O benim burç-daşımdı. Bilirsiniz, aynı burçtan olanlar yani. Ama yine de beni sevmiyorlardı. Çünkü ben onlar gibi zayıf değildim. Ben şişkoydum. Ve yalnızdım. Bir tek yanımda iyi arkadaşım dediğim Hayri vardı. 
  Seneler geçti ve Zeynep (Bu başka bir Zeynep)  ile Başak bizim sınıfa geldi. Özge hemen onların da beyinlerini yıkadı. Onlarla çok mutluydum. En iyi dönemimdi, ya da en asi dönemimdi. Anneme söylemeden onlarla birlikte bir yerlere gidiyor, bütün 20'liklerimi harcıyordum. Onlar bana küfretmeyi alışkanlık haline getirmişlerdi.
  Zeynep'e, eski okulunda whore derlermiş. Çünkü okulundaki bütün erkeklerle -neredeyse yani- çıkmış. Bizim okulda da olanlar farklı değildi. İlk önce Batuhan'dan hoşlanmıştı. Hatta onların aralarını düzeltmekten Batuhan'la kanka olmuştum. Batuhan, yarı ünlü sayılırdı. Bazı dizilerde oynamıştı,' Doktorlar gibi. O zamanlar MSN'i hala kullanıyorduk. 3'ümüz üçlü konuşma açıp takılırdık. Sonra Zeynep, Efe'ye sardı. Efe ile Batuhan kankalardı, ve Zeynep yüzünden araları biraz da olsa bozulmuş, kavga etmişlerdi. Sonra Zeynep Efe'yle çıkmıştı. İçim acımıştı, ama hep yaptığım gibi içimde tuttum. Beni seven insanlar -tabi kalmış olsalardı- üzülmesin diye. 
  Beni kandırıp Efe'nin Facebook'una girmiş, beni kızdırmışlardı ve ağzımdan -klavyemden- yanlışlıkla onu sevdiğim kaçmıştı ve Zeynep bunu bile bile onu öpmüştü, onunla çıkmıştı. Sanırım üzülmeye alışmayı o zaman öğrenmiştim. 
  Diğer okula gitmeden önce aramız kötüydü ve ben diğer okula geçince onlarla bir - iki atışmadan sonra konuşmaya bile tenezzül etmemiştim. Ama Efe her zaman kalbimdeydi. Hatta 6. Sınıftayken onu unutmamak için adını bilgisayar parolam yapıp, adına şarkılar yazmıştım. 

  Şimdi, bu uzun hikayeden sonra yine aynı okuldaydık! Ama bu asla olmayacak gibi görünüyordu. Yine de denedim. Onu her gün çıkışta beklemeye çalıştım, Elif'in ısrarlarına rağmen. Karda ve yağmurda dahil. Onu takip ettim ve gizlice minibüse binmesini izledim. Elif, beni ne zaman üzgün görse onunla konuştuğunu ve benim hakkımda ipucu verdiğini söylüyordu. Ama buna 2. Seferden sonra inanmamaya başladım. Beni sevmiyor gibiydi, ama sorun şu; onu unutamıyorum! Hatta onu görmek için onların sınıfına gidiyordum, pek dışarıya çıkmıyordu çünkü. Burak'ı (Eski sınıfımdan bir çocuk) ziyarete gidiyormuş gibi davranıyordum. Beni gördüğü 5/4 zamanda yanımıza gelmiş ve konuşmamızı dinlemişti.

Onu gördüğümde ifadem bile değişiyordu. Sırıtıyor, dudağımı ısırıyor, gözlerimi kocaman açıyor, dışarıdan nasıl göründüğüme ve acaba ona 'Gamzelerin çok tatlı' veya 'Çok taşsın' bakışı atıyor muyum, diye düşüncelere boğuluyor ve  havalı davranmaya çalışıyordum. O çıkışta yanımızdan geçerken çenem açılıyor ve durmadan Nurcan'ın 'Pşşt. Bak, yanımda, he he' bakışları arasında ona konuşuyordum. Fakat şimdi kafamı karıştıran bir şey var. Burak. 
  Geçen sene okula ilk geldiğimde bana  ilk çıkma teklif eden çocuktu, uzun zamandır birlikte İngilizce kursundan dönüyorduk. Aslında eğlenceliydi, 4'ümüz yani. Poyraz, Emre, Burak ve ben. Biliyorum, çok slutty gözüküyor. Her neyse. Eve giderken yolunu değiştirip uzatıp bizim evin önünden geçiyordu. Ben içeriye girene kadar beklemesini rica ediyordum, çünkü sokak gerçekten korkunç ve bazen Poyraz  Cikorkutucu konular açabiliyor, tamam mı?!
  Bu gün sadece Emre, ben ve  oyduk. Emre de bana çıkma teklif etmişti, ama ben onu sadece arkadaş olarak görüyordum ve sınavları falan bahane ederek nazikçe 'Hayır' dedim. Bu gün de her zaman olduğu gibi minibüste yanyana durabilmek için arka koltuklara oturduk. Bazen yanyana otururken başlarımızı birbirimizin omuzlarına yaslamamızı veya kolunu daha  rahat oturabilmek için Poyraz ile benim omuzlarımıza atmasından çok hoşlanıyor... Gibiyim. Bu gün de bunlardan birkaçı oldu ve... Evin önüne geldiğinde sarıldık. Ve hala "Keşke onu orada öpseydim. Ne romantik olurdu lan." diye düşünmekten alamıyorum. Ayrıca bana onunla çıkmak isteyen kızlardan bahsedince biraz... Sinir oluyor gibi hissediyorum. Ee, ne dersiniz? Sizce Burak, Efe'nin yerini alabilecek mi?

Bu gün deneme sınavı olmamızdan bahsetmek istemiyorum bile! Bir insan nasıl matematikten 10 YANLIŞ çıkarabilir?! bir de 2 BOŞ mu ne var... Biri bana sihirli değnekle dokunup şu matematiğimi düzeltmeli. Cidden. Çünkü annemin... Tepkisine üzülüyorum. Elini saçlarına geçiriyor, iç çekiyor ve gözlerini kapatıp başını olumsuz anlamda sallıyor. Sonra ben o bütün olayların başladığı yere geri döndüm yine. Yatağıma, bloguma...

18 Aralık 2013 Çarşamba

"Onu Herkes Yapar, Önemli Olan Nasıl Yaptığınızdır!"

Bazen, insanlara aniden bir şey söylediğinizde ya da sorduğunuzda donup kalırlar. Tıpkı bu günkü ben gibi! Çünkü bazı kelimeler -deneysel olarak hesaplanmış(!)- insanların zihinlerinin bir yerlerinde dondurucu etki yapıyormuş falan filan. Bence çok saçma. 

Sevgili bilim insanlarına; İnsana aniden bir şey söylediğinde neden donup kalır, biliyor musunuz? Çünkü şa-şır-ır! 

Bu gün normalde etkinlik yapıyor ya da test çözüyor olmamız gereken derste kompozisyon eğitimi gördük. Yine! Bence birileri şu öğretmene anlatmalı; o tek ders, diğer derslerden sonra rahatlayalım diye konuyor! Ama tabi ki, bunu söylemeyi yemiyor. 

Öğretmenimi giderek sevmeye başladığım bir dersti aslında. Bize yine şu gençlik anılarından bahsetmişti. Bu seferki akıllıca bir anıydı. Arkadaşlarından birinin kompozisyondan 'Tanık gösterme' ile yırttığını anlatmıştı. Güzel bir taktiği olduğunu söyleyebilirim sanırım. Gösterdiği tanık, Profesör Doktor  Osman Suyabatmaz (gibi bir şey), gerçek değil. Fakat yine de kendisinin bir sözünü yazıp adamın bunu söylediğini söyleyebiliyor. Ben bunu güzel bir taktik olarak görüyorum. Hatta "Yalanlar bazen hayat kurtarabilir." diyen Prof. Dr. Osman Suyabatmaz da bu cümlesiyle bana katılıyor. 

Okul çoğu zaman kötü bir yer olabiliyor. Ama eğer sıra arkadaşınızla küsseniz, o da yanınızdan gittiyse ve kavgada siz haklıysanız, okul resmen cehennemin dünyadaki ön gösterimi! Şunu belirtmek istiyorum ki Zeynep denen o kız gerçekten haksız. Ama tabi ki ben bütün suçu eski öğrencilerini kayırıp, bizi arada bir kullanılmış sümüklü peçeteymişiz gibi atan İngilizce öğretmenine atmak istiyorum. Çünkü eğer böyle bir şey yapmamış olsaydı hem 2. Dönem Zeynep'le Fransa'ya uçacak, hem de arkadaşlığımız bozulmayacaktı! Evet, evet, doğru. Fransa'ya, Paris'e gitme seçeneğini elimden alan lanet kadın! Sınavda tam yapan öğrencileri götüreceğim diyor, sonra bizi öylece bırakıyor. Biri şu öğretmenler hakkında yeterince şikayette bulunduğunda onları görevden alan hattı tuşlayabilir mi? Bir şey soracağım da, öylesine yani. 

Bir de bu yetmezmiş gibi, sabah güne kötü başlamıştım. Tabi 8.45'te başlayan okula gitmeye hazırlanmak için 8.10'da kalkarsan, huysuz olman doğanın en normal kuralı.  Bunun üzerine anneannem ve dedemle yaşayınca, annemin küsmesinin artısı olarak er biri 2 kat, toplam 4 kat sinir çekmiş oluyorum. Ki annemin tepkisini de buna eklersek, 5 kat falan ediyor. Sevgili babam; Neden be adam, neden barışamadın şu kadınla?!

Son haberi de duymaya ne dersiniz? Dershane öğretmenlerimizin neredeyse hepsi ayrılıyor. Ama en çok özleyeceğim kesinlikle, sorgusuz sualsiz İlknur hoca olacak. Dünyanın en eğlenceli, en deli, en kafa ve en tatlı ve en iyi öğretmeninin gitmesine nası izin verebilirsiniz siz ya? Yaşamayın siz. 

Biliyorum, biliyorum. Birbirinden bağımsız o kadar şey anlattım ki beyninizin mini parçaları kafatasınızın %80'ine yayılmıştır. Fakat anlayacağınız üzere, şimdi konuyu tam da en baştaki kompozisyon konusuyla bağdaştırmak üzereyim. Öğretmen, dersin sonunda hepimize bir ödev verdi ve donup kaldım. "Kafanızdan ne geçiyorsa onun hakkında bir deneme yazın." 

Kafamdan ne geçiyorsa mı dedi o? Bu kadar çok şeyi aynı anda düşünüyorken, nasıl bunu yazabilirim acaba. Daha da iyisi, siz bu ödevi nasıl verebiliyorsunuz bize!

Eh, ne yapalım, Bir 5 dakika kadım öyle. Aklımdan ne bir paragraf, ne bir cümlecik, ne de bir ana fikir geçiyordu. Tamam, belki derste söylediğim slogan yanlısı 'Engeller hayalleri etkilemez' sözü ana fikir seçilmiş olsa da, ki konumuz engelilerdi, yani aslında çok mantıklı, im benden her şeyi yazmamı bekler ki? Elbetteki Simten hoca, geçen seneki edebiyat hocam. 

İş başa düştü, yakınımda kim varsa ona konu sordum. Vural; "Seksi kızlarla talkshow." derken, Ceren de romantileşip, "Pencerenin kenarındaki kuşlar." dediği için kafam daha da allak bullak oldu. Gerçi, Ceren'in bunu demesine şaşırmadım, yanında Kürşat oturuyordu nasıl olsa. Nurcan ve ben aralarında bir şeyler olduğunu sezmiyor değiliz, Oğuzcan bile aynı fikirde! 

Her kafadan farklı bir ses çıkıyordu. Aklımda kalan konular, seks, hocalarla dalga geçmekle ilgili bir şeyler, Esra Erol çakması bir evlenme programı nasıl yapılır gibi şeylerdi, zaten çoğu böyleydi. Ne yapalım yani? Bu insanların bizden ne beklediğini anlayamıyorum. Biz -ki sınıfın erkeklerinin %98'i azgın sapıklar (Kızların bir yerlerine vuran Hasan'ı en başta sayıyorum.)- terbiyeli ama bir o kadar da eğlenceli bir konu yazacağız, öyle mi? Ancak rüyada, pardon pardon, kabusta diyecektim. 

Gelelim bu günün öğretmen öğüdüne; "Bir şeyi herkes okuyabilir. Önemli olan nasıl okuduğunuz. Bir yazıya başlığı herkes koyabilir, önemli olan sizin farklılığınızı ortaya koyarak ilgi çekici bir başlık koymanız. Yoksa, çarpıcı bir yazar olamazsınız!"

Ah, ve evet! Sanırım bu da demek oluyor ki, başlığım 'Eğlencenin zevksizlliği', 'Karnıbahar yemeğinin güzelliği' ya da 'Sessizliğin korkunç çığlık sesi' gibi korkunç ve saçma sapan şeyler olacak. Yoksa başka türlü ilgi çekemem ki ben. Ben ve deneme. Ahah! Hiç güleceğim de yoktu hocam. 

"Başlangıç Hikayesi"

Kel ama uzun adam gülümsedi. Ben ayakta dikilmiş, denemeyi okumayı bitirmişken bana oturmamı işaret etti ve hayatımı değiştiren şu sözleri söyledi; "Görüyorum ki aramızda güçlü kalemler de varmış." 

Kim derdi ki hayatım bu sözden sonra... Değişecek? Ne iyi anlamda, ne de kötü anlamda demek istedim.
Yani, benim yaptığım sadece saçma bir deneme yazmaktı -belli ki o kadar da saçma değilmiş!- ama Edebiyat öğretmenim bunu beğenecek? Açıkçası bunu bilseydim, herhalde asla yapmazdım. Tamam, utangaç falan değilim ama insan her sene yeni birini görünce çekiniyor, anlatabildim mi? Harika.
Neyse, lafın kısası, bu sözden sonra içime bunu yapabileceğimi söyleyen bir sesin doğmuş olması. Galiba tam olarak şöyleydi; Yazarlığı deneyebilirsin! Yapacak işin de yok ki zaten. Yaz bir şeyler, yayınla. Kendine güven,  bunu yapabilirsin!"

Bilemiyorum, belki daha da katıydı. Küfürlü falan olabilir de. İşte konuya geldim, burası benim blogum. Eğlenin!