18 Aralık 2013 Çarşamba

"Onu Herkes Yapar, Önemli Olan Nasıl Yaptığınızdır!"

Bazen, insanlara aniden bir şey söylediğinizde ya da sorduğunuzda donup kalırlar. Tıpkı bu günkü ben gibi! Çünkü bazı kelimeler -deneysel olarak hesaplanmış(!)- insanların zihinlerinin bir yerlerinde dondurucu etki yapıyormuş falan filan. Bence çok saçma. 

Sevgili bilim insanlarına; İnsana aniden bir şey söylediğinde neden donup kalır, biliyor musunuz? Çünkü şa-şır-ır! 

Bu gün normalde etkinlik yapıyor ya da test çözüyor olmamız gereken derste kompozisyon eğitimi gördük. Yine! Bence birileri şu öğretmene anlatmalı; o tek ders, diğer derslerden sonra rahatlayalım diye konuyor! Ama tabi ki, bunu söylemeyi yemiyor. 

Öğretmenimi giderek sevmeye başladığım bir dersti aslında. Bize yine şu gençlik anılarından bahsetmişti. Bu seferki akıllıca bir anıydı. Arkadaşlarından birinin kompozisyondan 'Tanık gösterme' ile yırttığını anlatmıştı. Güzel bir taktiği olduğunu söyleyebilirim sanırım. Gösterdiği tanık, Profesör Doktor  Osman Suyabatmaz (gibi bir şey), gerçek değil. Fakat yine de kendisinin bir sözünü yazıp adamın bunu söylediğini söyleyebiliyor. Ben bunu güzel bir taktik olarak görüyorum. Hatta "Yalanlar bazen hayat kurtarabilir." diyen Prof. Dr. Osman Suyabatmaz da bu cümlesiyle bana katılıyor. 

Okul çoğu zaman kötü bir yer olabiliyor. Ama eğer sıra arkadaşınızla küsseniz, o da yanınızdan gittiyse ve kavgada siz haklıysanız, okul resmen cehennemin dünyadaki ön gösterimi! Şunu belirtmek istiyorum ki Zeynep denen o kız gerçekten haksız. Ama tabi ki ben bütün suçu eski öğrencilerini kayırıp, bizi arada bir kullanılmış sümüklü peçeteymişiz gibi atan İngilizce öğretmenine atmak istiyorum. Çünkü eğer böyle bir şey yapmamış olsaydı hem 2. Dönem Zeynep'le Fransa'ya uçacak, hem de arkadaşlığımız bozulmayacaktı! Evet, evet, doğru. Fransa'ya, Paris'e gitme seçeneğini elimden alan lanet kadın! Sınavda tam yapan öğrencileri götüreceğim diyor, sonra bizi öylece bırakıyor. Biri şu öğretmenler hakkında yeterince şikayette bulunduğunda onları görevden alan hattı tuşlayabilir mi? Bir şey soracağım da, öylesine yani. 

Bir de bu yetmezmiş gibi, sabah güne kötü başlamıştım. Tabi 8.45'te başlayan okula gitmeye hazırlanmak için 8.10'da kalkarsan, huysuz olman doğanın en normal kuralı.  Bunun üzerine anneannem ve dedemle yaşayınca, annemin küsmesinin artısı olarak er biri 2 kat, toplam 4 kat sinir çekmiş oluyorum. Ki annemin tepkisini de buna eklersek, 5 kat falan ediyor. Sevgili babam; Neden be adam, neden barışamadın şu kadınla?!

Son haberi de duymaya ne dersiniz? Dershane öğretmenlerimizin neredeyse hepsi ayrılıyor. Ama en çok özleyeceğim kesinlikle, sorgusuz sualsiz İlknur hoca olacak. Dünyanın en eğlenceli, en deli, en kafa ve en tatlı ve en iyi öğretmeninin gitmesine nası izin verebilirsiniz siz ya? Yaşamayın siz. 

Biliyorum, biliyorum. Birbirinden bağımsız o kadar şey anlattım ki beyninizin mini parçaları kafatasınızın %80'ine yayılmıştır. Fakat anlayacağınız üzere, şimdi konuyu tam da en baştaki kompozisyon konusuyla bağdaştırmak üzereyim. Öğretmen, dersin sonunda hepimize bir ödev verdi ve donup kaldım. "Kafanızdan ne geçiyorsa onun hakkında bir deneme yazın." 

Kafamdan ne geçiyorsa mı dedi o? Bu kadar çok şeyi aynı anda düşünüyorken, nasıl bunu yazabilirim acaba. Daha da iyisi, siz bu ödevi nasıl verebiliyorsunuz bize!

Eh, ne yapalım, Bir 5 dakika kadım öyle. Aklımdan ne bir paragraf, ne bir cümlecik, ne de bir ana fikir geçiyordu. Tamam, belki derste söylediğim slogan yanlısı 'Engeller hayalleri etkilemez' sözü ana fikir seçilmiş olsa da, ki konumuz engelilerdi, yani aslında çok mantıklı, im benden her şeyi yazmamı bekler ki? Elbetteki Simten hoca, geçen seneki edebiyat hocam. 

İş başa düştü, yakınımda kim varsa ona konu sordum. Vural; "Seksi kızlarla talkshow." derken, Ceren de romantileşip, "Pencerenin kenarındaki kuşlar." dediği için kafam daha da allak bullak oldu. Gerçi, Ceren'in bunu demesine şaşırmadım, yanında Kürşat oturuyordu nasıl olsa. Nurcan ve ben aralarında bir şeyler olduğunu sezmiyor değiliz, Oğuzcan bile aynı fikirde! 

Her kafadan farklı bir ses çıkıyordu. Aklımda kalan konular, seks, hocalarla dalga geçmekle ilgili bir şeyler, Esra Erol çakması bir evlenme programı nasıl yapılır gibi şeylerdi, zaten çoğu böyleydi. Ne yapalım yani? Bu insanların bizden ne beklediğini anlayamıyorum. Biz -ki sınıfın erkeklerinin %98'i azgın sapıklar (Kızların bir yerlerine vuran Hasan'ı en başta sayıyorum.)- terbiyeli ama bir o kadar da eğlenceli bir konu yazacağız, öyle mi? Ancak rüyada, pardon pardon, kabusta diyecektim. 

Gelelim bu günün öğretmen öğüdüne; "Bir şeyi herkes okuyabilir. Önemli olan nasıl okuduğunuz. Bir yazıya başlığı herkes koyabilir, önemli olan sizin farklılığınızı ortaya koyarak ilgi çekici bir başlık koymanız. Yoksa, çarpıcı bir yazar olamazsınız!"

Ah, ve evet! Sanırım bu da demek oluyor ki, başlığım 'Eğlencenin zevksizlliği', 'Karnıbahar yemeğinin güzelliği' ya da 'Sessizliğin korkunç çığlık sesi' gibi korkunç ve saçma sapan şeyler olacak. Yoksa başka türlü ilgi çekemem ki ben. Ben ve deneme. Ahah! Hiç güleceğim de yoktu hocam. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder