30 Aralık 2013 Pazartesi

"Sana Kek Yaptım!"

  Sarılmak, insanlara umut verir. Umut, mutluluk, yaşama sevinci, sevgi. Ömrünüzü uzatır. Ölüm korkusundan sizi koruyacak tek şey olur bazen. Bu yüzden bol bol sarılmak iyidir. Yani benim durumumdaysanız. 

  Burak. Bana. Gün. Boyu. Sarıldı! O kadar olay olduk ki, arkamda oturan, sınıfın gevezesi olarak tabir edebileceğim Hakan'ın ünlü sözlerini duyduk. "Gerdek ne zaman?" Bu çok utanç vericiydi! Yanında da matematik dersinin boşluğundan yararlanarak oraya oturmuş Hasan vardı. Hasan, genellikle kızlara dayayan bir abazadır. Her türlü sapıklığı yapar. Derste porno izler, kızların kalçalarına vurur, gider sebepsiz yere öper, yerel bir sapıktır yani. Maalesef ben de son 2 maddenin kurbanıyım! Bir de öküzdür, kızın biri ona hafifçe vursa bile o da hayvan gibi oturtturur. 
  Bu gün, son 2 ders boştu. Matematik öğretmeni, benim tabirimle Azimişko, gelmemişti! Büyük bir şoktu bu! Psikopatın tekidir ya zaten, gelmesine gerek yoktu. Herkes öğretmen gelmeyeceği için çılgın çılgın şeyler yaptı, kimi Harlem Shake yaptı -ne  kadar modası geçmiş olsa da-, kimi erkekler birbirlerine resmen tecavüz ettiler. Biz ise dördümüz masamızda oturmuş takılıyorduk. Burak ise öğlen teneffüsünden beri yanımızdan ayrılmıyordu. Kolunu omzuma atıyordu, hatta hiç ayırmıyordu neredeyse. Arada bir de nedensiz yere sarılıyorduk öyle. Boş ders başlayınca bize bir öğretmen atadılar, zaten o da takıldı kafasına göre. Bizi rahat bıraktı ama biraz da cırladı tabi. Neyse, kimse takmıyordu ki. Hasan bir anda parmaklarını sırtımda gezindirmeye başladı. Gözlerimi artık refleks olarak kocaman açıp arkamı döndüm. "Hasan ne yapıyorsun?" diye fısıldadım. Yüzünde yine muzip bir gülümseme belirdi. 

  "Bu ne?" derken sırıtması genişledi. Askımı elliyordu resmen! Elini ittim. 

  "Sana ne!" deyip önümü dönecekken tekrar güldü.

  "Sutyen askısı mı bakayım?" Gözlerimi devirdim. Bu sırada Burak yanımıza gelerek resmi kurtarıcım oldu. Muhabbete ortak oldu. Bana sarılınca Nurcan ve Zeynep tuhaf tuhaf bakışlar atmaya başladılar. Onlara bu cumartesi olan İngilizce kursundan sonraki olayları anlatmıştım, bu yüzden biliyorlardı işte. Bu bakışları görünce Burak hemen çevirmeye çalıştı. "Gelin hep birlikte sarılalım, hem bu gün maçım var benim." dedi. Zeynep ve bana sarıldıktan sonra teneffüs zili çaldı ve gitti. Zeynep hemen bana dönüp elimi tuttu. 

  "Sana sarılma bahanesiyle resmen hepimize sarıldı!" 

  "Biliyorum!" dedim heyecanlı ses tonumla. Sonra Hasan tekrar omzuma dokununca oraya döndüm. "Ne var yine?" dedim bıkkın ses tonumla. 

  "Çıksanıza siz." dedi ve kaşlarıyla Burak'ı gösterdi. Başımı olumsuz anlamda salladım.Sonra o da yanımıza gelince tekrarladı hayvan. "Çıksanıza siz. Çok yakışırsınız he." Of Hasan, sus bir. Ben diyeceğim onu zaten, senin de karışmana gerek yoktu şimdi. 

  "Ne diyorsun oğlum?" dedi Burak. 

  "İki de bir sarılıp duruyorsun zaten kıza. Bir mıncıklamadığın kaldı zaten." dedi bir de. Hay Yarabbi! İçimden Sikeceğim şimdi... diye mırıldandım. Evet, evet. Küfür de ediyorum ben! O sırada Hakan ve Furkan -sınıfın cumhurbaşkanı dediğimiz göbekli şahıs- da tatlı sohbetimize katılıp Hasan'ı desteklediler. 

  "Hayır oğlum. Benim kankam o." dedi. Kafam karışmıştı. Beni seviyor muydu? Yoksa gerçekten kankası mıydım? Hemen Zeynep'i alıp en arka köşedeki camın oraya çekiştirdim. Ona, Burak'ın dediklerini sordum ve nasıl teklif edeceğimi gösterdim. Uygulamalı! Ama o da gerçekten çok hoş buldu teklifimi. Teklif şu şekilde olacak; Beni çarşamba günü okul tatil olunca Emre, ben ve o Dominos'a gittikten sonra eve bırakacak. Eve gelmeden önce 'Burak, dur!' diyeceğim. Sonra iyice yanına yaklaşıp elinin birini tutacağım. 'Beni eve bıraktığın için teşekkür ederim. Her kurstan sonra beni öyle bekliyorsun, güzel bir teşekkür edemedim. Sanırım şimdi edeceğim.' deyip ona yaklaşacağım ve yanağını öpeceğim. Sonrası mı? Kader belirleyecek. Nasıl ama? :)
  Yerime gittim, 2. boş ders ve aynı zamanda son ders başlamak üzereydi. Bu.nlar da sözleşmişler gibi derste zayıf noktamı bulup gıdıkladılar! Hasan ve Burak! Zaten çıkışta da telefonuyla oynayıp dolabın yanında duruyordu. Yanına gittim. Üstünü değiştirmişti. "Ee, şimdi bu gün maç mı var?" dedim. 

  "Evet." diye kısa cevap verince, "İyi şanslar," dedim. "Ne dedin? Bir daha söyle." dedi. 

  "İyi şanslar," derken sözümü böldü. "Ama sarılarak." diyerek gülümsedi. Ben de dediğini yaptım. Ondan hoşlanıyor muyum, hala emin değilim. Çünkü birinden hoşlanmak için, diğer hoşlantının bitmesi gerekir, değil mi? ama ben hala her çıkışta Efe'yi bekliyorum. Onu görünce dilim damağım kuruyor gibi hissediyorum. Ama o beni umursamıyor ya, o koyuyor ya insana. 

  Bu gün kek günüydü. Nurcan'la kek malzemelerimizi topladık ve bizim eve geldik. One Direction açtık ve tabi  ki soundtrack'de Sana Kek Yaptım - Nil Karaibrahimgil'i de unutmadık. Yarınki yılbaşı partisi içindi bunlar, ıslak çikolatalı kek yaptık. Ucundan, çikolatalı yerden de aldık azıcık tabi. Maşallah, elimize sağllık, çok güzel olmuştu. Günün geri kalanında birlikte takıldık ve o gidince de ailemle 'Kelebeğin Rüyası'nı izledik. Bayağı iyi bir filmdi, ama çok duygusaldı. Yaklaşık 20 dakikamı anneme sarılmış olarak geçirmiş olmam da cabası tabi. Gerçi bunu bir yalakalık olarak da görebilirsiniz, çünkü bu günkü sürpriz ortak sınavı bilmemek benim suçumdu! Ama ssh... Annem bunu bilmiyor henüz! 

  Şimdi ise, burada oturuyorum. Kahvemi yazarken dibine kadar bitirmiş, pencerenin önünde yataklarımın demirlerine ayaklarımı uzatarak uyumak üzere olsam da keyif çatıyorum. İyi geceler, çünkü yarın 2013'ün son günü!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder